KAFAMDAKİ HUNİ

Bir Kafası Hunilinin Tırmaladıkları

Kitapçıl Hunili…

İlginç bir gece yaşadım… Önsözümü yazmamıştım hiç.. Bunu da becerebiliyormuşum demek ki dedim kendi kendime.. Sonrasında başka bir önsöz okudum.. “Denemenin Denemesi” başlıklı.. İnsan hayatta yapmam dememeli ki daha önceden kurgulanmamış şeyler yaşadığında şaşkınlığın şaşkınlığını yaşamasın..

Unuttuğum kimi şeyleri hatırlatır mı bana bu girişin sonu bilmem ama içimde hoş bir telaş var. Öyle ki, yavaş yavaş, sakince yaşanmalı dediğim cinsten bir telaş.. Terazinin iki tarafı da dengedeymiş gibi bir hissiyat.. Tanımanın ve aynı oranda da tanınmanın verdiği bir heyecan..

Ne fena insanın yaşadıkları.. Deneyimlerinden yola çıkarken, her elini atığında eline gelen ve aklına hücum eden cebindeki korkuları.. Kimbilir öğretir belki bu defa.. Kimbilir ki üflenmeden yenilebilecek meyveli bir yoğurttur bu defa elimdeki.. Kimsenin bilmediği ama benim artık bildiğimden emin olduğum tek bir şey var o da oldurmaya, uydurmaya çalışmadan, olmuyorsa da mundar etmeden yaşayacağımdır yaşayacaklarımı.. Koşmadan.. Usulca.. Sindirerek..

Yeni kitabım, “Küçük Wingçun ve Bilim Adamı’nın Adımları” Önsöz hiç de fena değildi.. Bakalım okudukça nasıl şekillenecek meraktayım.. Neyse ki okur sever bir insanım :0)

Nasssıııı??

Haydeeeeeee!!! demek istiyorum.. Ömer Hayyam bitti şimdi elimde Hasan Sabbah var. Bu kitabın sindirimi daha da zor olacak çünkü okumuş olduğum Sabbah bilgilerini kökünden baltalıyor… Her sayfada “uleeemmm nasıl yani bu da mı böyle değilmiş?!” nidaları atıyor beynim. Misal Nizam-Ömer ve Hasan aynı okulda okumamış hatta arkadaş bile değillermiş.. Ayrı teleden çaldıklarından anlaşabilmeleri ise mümkün değilmiş.. Yahu bir fikir birliği yapsaydınız ya a yazar kardeşlerim… Hunilinin kafası zaten beş bin olmuş, yaptığınız iş mi? Şu zamanda yolculuk teranesi icad olursa şayet ilk gideceğim yer Hayyam’ın yanıdır.. (aralarında adam gibi konuşulacak bi o var.. bir de şarap götürdüm mü kendisine eheheh herşeyi dökülür bana) Ben sorarım o yanıtlar.. Böylece olay da üçüncü ayak sürpriz koşu halinden çıkmış olurdu.. Pek bir ütopik gördüm ben kendimi..

Bu olaydan çıkartılacak ders, kitapların faydası olduğu kadar zararı da var.. 25 TL’ye itina ile tereddüt ve ikilem yaşatılır!!

Ay biliiivvv ay ken fılay!!

İki düğüm var elimde.. Çözülmeyi bekleyen.. Belki de gerçekten bir dönüm noktası bu düğümler.. Çözüldüklerinde güzellikleri de beraberinde getireceğine inanıyorum.. İlk önce şükrediyorum sonra dua ediyorum her gece.. İlk defa bu kadar yakın hissediyorum kendimi; herşey çok güzel olacak!

Korkularımın üstesinden gelmek için inancım ve azmim var, hiç olmadığı kadar.. Hissediyorum yepyeni şeyler olacak.. Hissediyorum ki bir ayağım sanki çıktı bataklıktan.. Hissediyorum ki güzel bir üçlük geliyor =)

Her yeni günde hayat terazisinin şekli şemali bu kadar mı değişir diyorum kendimi.. Değer gördüğümü sandığım yerde evlatlık muamelesi görmek, yüzüme şiddetle çarpan bir tokat oldu! Çok da iyi oldu.. Gecikmiş bir kararın verilmesini kolaylaştırmaktan öteye geçemedi.. Uykusuzluklarım da cabası.. Yattıktan sonra, kafamdaki muhattabı sürekli değişen karşılıklı diyalogların bir sonu gelecek, inanıyorum.. Yüzüm gülecek, inanıyorum.. Bir liman buldum yakında.. Usulca yaklaşıyorum…

Yıldızların Efendisi…

Hekim bitti.. Bu kadar hızlı okursam olacağı odur işte! Neyse iki kitap daha yetişti imdadıma fakat maceralı oldu bu durum.. Nasıl mı? Şöyle.. Şimdi internetten yaptığım araştırmalar neticesinde, konudan da kopmamak için sevdiğim bölgeye uyumlu (Semerkant-Alamut-İsfahan-Nişabur) iki kitap keşfettim.. Malum bünye okuuu okuuuuu nidaları atıyorken kendimi dizginlemek zor olduğundan hemen bir kitapçıya gittim.. Bulamadım.. Ardından herkes tarafından tanına bilinen popüler kitabevine gittim.. Kitaplar arasında dolaşırken Alamut’un efendisi “Hassan Sabbah”ı buldum. Ağızımdan salyalar akarak ellerime aldım kitabı. Arkasını çevirdiğimde ise beynimden dıkşşşşııın diye vuruldum!! 25 TL… Vay anasınııııııı diye içim kan ağlayarak yerine bıraktım kitabı.. Tabi bu arada beynimdeki o aşina savaş da start almıştı. “Kartla al hunili.. Hem taksit de yaparlaaaarr!! Taksiiiiiiittt taksiiiiitttt….” Kışeledim beynimdeki savaşçıları ve çıktım kitabevinden.. Böyle bir yapayalnızlık hissi kapladı içimi.. Eve kitapsız döneceğimi hiç tahmin etmediğimden tam bir hezimete uğramıştım.. Hazır hezimete uğramışken abimin yanına da uğrayayım dedim.. Olanı biteni anlattım.. O da dedi ki “akşam Olgunlar’a gideriz orada daha ucuzdur.” Oleeeeyyy!! İşte ümit tekrar yeşermişti içimde Zeus’a inat! Yemekten sonra hoop kendimizi Olgunlar’da bulduk.. Fakat aradığımız kitapları bulamadık!.. Git git git.. Aaaaa bu defa karşımızda başka malum bir kitabevi.. Dedim bu iş böyle olmayacak abey. En iyisi mi ben alayım bu kitapları.. Neyse içeri girdik ve elimizle koymuş gibi bulduk iki kitabıda.. Ödemeyi yaparken “haşırt” sesini gayet rahat duyduk ama beynimdeki savaşçılar savaşı kazanmışlardı bir kere.. 6 taksitle çözdük olayı! Kucakladım kitaplarımı sevgiyle, bastım bağırıma…
Gelelim kitaplara.. Şu anda sindire sindire okumak için debelendiğim Yıldızların Efendisi Ömer Hayyam var elimde.. Giderek daha da lezizleşiyor.. Alamut kalesine yine girdim ama yine farklı bir gözden, farklı bir açıdan.. Ha Çadırcı’nın zevceleri de sürekli değişiklik gösteriyor kitaplarda ama olsun o kadar değil mi? Kıvranıyorum desem yeridir.. Okumamak için! Öyle bir yerde kaldım ki!! Ama beklemeliyim ki cascavlak yine ortada kalmayayım hele ki daha taksitleri bitrmemişken :0)

Benim asıl merak ettiğim bu kültüre karşı olan merakımı karşıladığım bu kitaplar bittiğinde ne yapacağım? Oturup ben mi yazsam acaba? Bu da hunilinin gözünden olsun bre!!

Hekim..

Yine yurt yayınlarından leziz bir kitapla birlikteyim.. Kitabın adı “Hekim”. İsfahan’da geziniyorum yine.. 700 küsur sayfalık kitabın sanırım son 200 sayfası falan kaldı.. Yok yavaşlayamıyorum.. Hatta aklım fikrim sürekli kitapta.. Böyle hoş bir heyecan var içimde “acaba ne olacak şimdi.. Rob J’nin başına neler gelecek?”lerle dolu.. Bir yandan da hayıflanıyorum, bu bitince ne yapacağım ben diye.. Neyse ki yayınevinin sitesinde 2 tane daha buldum sevebileceğim cinsten kitap!!..

Yalnız kalışlarım içinde ilaç gibi geliyor yarenlik ettiğim kitaplar.. Ne de güzeller iyi ki de varlar.. Oooo yeee..

Oublié..

Yine kafamda bir savaş var.. Atlılar bir o yana bir de bu yana koşturuyorlar.. Tam o tarafa dört nala yol alıyorlar ki diyor ki karşı taraf, “yok olmaz sakın!” Hoop gerisin geriye dönüyorlar.. Bu defa öteki tarafın başındaki kükrüyor bütün ihtişamı ile, “Yaz işte ne yazacaksan! Ne tutuyorsun ki içinde?” ve tekrar öteki tarafa hücum.. Tam girecekken sipere yine o ses, “yok yok sakın.. Sonrasında pişman olacağın ve üstesinden gelemeyeceğin derin yaralar açma yine ruhunda.. Ders olmadı mı bunca şey? Dön geri!” Pinpon topu gibi bir o yana bir bu yana.. Ben biliyorum neden bu hale geldiğimi.. Sessizlikler yüzünden bu halde değil miyiz? Neden ki bu sessizliğimiz? Nedir önümüzdeki engel? Neden sessiziz? Bizi tutan nedir? Gururlarımız mı yoksa çekindiğimiz yaptırımlar mı? Onu yapma böyle görünürsün! Bunu yapma böyle derler!.. Nereye kadar sürecek bu pinpon topluğu? Ne kadar dayanabileceğimi bilmiyorum.. Hele ki herşey ve herşey üst üste biniyor ve beynimde kaçak kat çıkıyorken.. Oublie..

je ne t’en veux pas
je ne te vois pas
et j’ai oublié
qui tu étais

qu’est-ce que j’ai bien pu faire
de ce souvenir
j’ai oublié

je ne t’en veux pas
je ne te vois pas
l’histoire de ce train
ne me dit rien

de quoi nous avons parlé
à la fin de l’ete
j’ai oublié
j’ai tout oublié

oublié…

Bu mudur? Budur!..

Stay Storng… Be Brave… (again..)

Gecenin bir yarısı yine bilindik ezgilerin, eşlik edebildiğim sözlerinde buldum kendimi… Bugünkü hırçınlığımı ve sebeplerini geçirdim kafamdan bir bir. Anlam veremeyişlerime bağlı olarak kafamda dolanan sorulara yanıtlar arandım durdum. Gözlerim doldu, sildim… Uzaklaşmak… Gitmek, farklı zaman dilimlerini, farklı dillerin konuşulduğu, kimsenin dokunmadığı, ilişmediği yerlerde kalmak… Bir kenara oturup gelip geçeni izlemek… Gece… Tanıdık bir ızdırap tırmaladı içimi, çizdi. Yok canım olmaz öyle şey’leri pamuk yapıp, ya öyleyse’yi kolonyaladım ve bastım üstüne; yandı, üfledim…

Sen bana vaat misin lütuf musun sevgili?

Dünyada akla değer veren yok madem,
Aklı az olanın parası çok madem,
Getir şu şarabı, alın aklımızı:
Belki böyle beğenir bizi el alem! (Bkz.ÖMER HAYYAM)
Türkü yine o türkü.
Sazlarda tel değişti.
Yumruk yine o yumruk.
Bir varsa el değişti… (Bkz. NEYZEN TEVFİK)

Ben, gönlü temiz insana kurban olayım.
Gezsin başım üstünde benim, hoş tutayım.
Ham insanı al karşına, söylet azıcık,
Dön, sonra cehennem ne imiş, gel sorayım. (Bkz.ÖMER HAYYAM)
Gelip de eskiyenler yepyeni gelenler
Her biri gider bugün yarın birer birer
Kimseler kalmamış bu eski dünya
Kimi gitti gider kimi geldi gider (Bkz.ÖMER HAYYAM)
Canların cananı dost deletme dinle beni
Küsme feleğe değmez yeme kendini
Çekil otur şöyle gürültüsüz bir köşeye
Seyreyle şu hengamede olan biteni (Bkz.ÖMER HAYYAM)

Ben bu Candan Erçetin’i alnından caaaaaappppp diye öperim! Hatta usulünce elini de Fransız adabı öperim!.. Gönülde Hayyam’ın yeri ne kadar ayrı bilirsiniz ki bu rubaileri güzel bir şarkı eşliğinde dinlemek de ayrı bir lezzet! Rubai ile yoğurun beni!
Candan aplanın yeni albümünden bir şarkıyı sevgili kankimle arabada gider iken bir sonraki şarkı sana bana hedelemesi yaparken dinledim.. Kanki eşlikteydi ki şarkı ezberindeydi.. Ben dinlemekle yetindim ve şuna kanaat getirdim: aşık olası geliyor insanın.. Sanki aşık olunca daha bir içli söylenebilitesi olan bir şarkı gibi geldi bana.. Diyor ki:

Bahar geldiğinde mi ben böyle olurum
Yoksa böyle olduğumda mı gelir bahar
Ayrıca bunun seninle ne ilgisi var
Tabiki ben böyle oldugum için bahar
Çünkü sana değdiğinden beri ellerim
Bütün kış dallarında tomurcuklar var

Tomuuuuuurrrr tomurrr tomurdamak istiyorumm ben nih haaaaaaaaaaa!!!!

Babam…

İki ay oldu be babacığım be.. Gittin.. Koca iki aydır yoksun.. Sonunda cesaret edip astık fotoğrafını duvara.. Gözlerine baktım az önce.. Seni hayal ettim sessiz sessiz.. Yine gidişin geldi aklıma.. Bir kelime bile edemeden.. Helalliğini bile isteyemeden gidişini.. Ne zor şeymiş bu baba.. Ne zormuş senin yokluğuna alışmak, alışmaya çalışmak.. Dört tabak koyduğumuz masaya üç tabak koymak.. Senden cümleler kurarak seni özlemek.. Çok özlüyorum seni çok…..

Rubaili Hikaye…

Hikayeye bak hele… Nasıl da oynuyor taşlar hergün yerinden.. Hele bir de mutsuz olmaksa niyetiniz hemencecik bir sebep düşüveriyor ayaklarınızın dibine.. Ya elinize alıp kucaklıyorsunuz sebebinizi ya da bir tekme atıp uzaklaştırıyorsunuz.. Kaçını birden tekmelemeli ki? Bacakları yorulur insanın tekmeler savurmaktan.. Vur vur kasları gelişir.. Koşmayı daha bi iyi becerir o zaman.. Sebebi önüne atıverenlerden kaçmayı..

Kofti bedenlerimizde debelenip duruyoruz.. Sonra ne oluyor? Son bir nefes çıkıyor ağızdan.. Ne sebep kalıyor ne de sonuç.. O kadar anlamsız benim için şimdi herşey! O kadar anlamsızsınız! Ne için çabalıyorum ki? Ne için uğruna fedakarlıkta bulunduklarım? Ne için çırpınışlarım?  Ne?!

Alışmam gerek.. Zor ama, gerek..

“Yaşamanı akla uydurman gerekir,
Ama bilmezsin akla uygun olan nedir;
Bereket eli çabuktur Zaman Usta’nın,
Başına vura vura sana da öğretir.”

Sonraki Sayfa »