KAFAMDAKİ HUNİ

Bir Kafası Hunilinin Tırmaladıkları

Oda

Aynı 2006 Haziranında yaşadığım anı yaşıyorum odamda.. Bu oda için hiçbir şey yapmama kararını aldığım o anı.. Onu terkedeceğim için öyle bırakmak isterken, dağınıklığının ortasında birden bire başbaşa kalışımızın isyanını.. Sevdiğim herşeyinden nefret edişimi.. Ne duvarına bir çivi çakmak ne de bir şeyleri değiştirmek.. Ne derlemek ne de toplamak.. Öyle işte…

Festival ardından notlar…

Yeni yeni kendime geliyorum.. Dolu dolu ve bir o kadar da leziz geçen İstanbul ardından normal tabii bu durum :0) Peki neler oldu? Festival öncesi ilk 3 gün deliler gibi İstanbul arşınlandı! Hatta öyle bir arşınlamak ki Emirgan’dan Ortaköy’e kadar yürümüşüz!! O derece!! Beyoğlu’nda müthiş keşifler!! Hmmm Toscana’da yediğim makarnanın tadı hala damağımda nam nammm…

Veeee Santralistanbul!! Festival gibi bir festivaldi!! Hoplamalar, zıplamalar; çimen üstü serilmece, aşikar şarkılara avaz avaz eşlik! Fittirii fittiri dans ettiren Portecho! Helal olsun! Süper bir performans sergilediler! İlk defa dinlediğim M83 ile yeni bir keşif daha! Onlarla da tepindik! Tricky!! Sahnede sigara sarıp içen zenci amcamız (ki amcanın kafası bir milyondu..), 5 kere de mikrofonu yere fırlatarak eğlenmemize vesile olarak, Cumartesi gecesine damgasını vurdu! Starsailor’ı canlı canlı izlemek nasıl büyük bir keyifti anlatmam mümkün değil! En nihayetinde beklenen an geldi! Röyksopp & Anneli Dreijer festivalin kapanışını gerçekten hakkıyla yaptılar! Hattaa veda etmelerine rağmen iki kere daha sahne alarak gönlümüze taht kurdular!…..

Festival ardından otobüs terminalinde Jelibon vampir ile yaşanan gülme krizi ile de son enerjimizi attıktan sonra, tekerin dönmesi ile bizim sızmamız bir oldu! :0) Eh bir de anında iş başı yapınca insan kendine ancak gelebiliyor…

Bu konsantre İstanbul tatilinde emeği geçen Gökçen, Hür ve Çınar’a sonsuz teşekkürler!!!

Pil bitti, iyi geceler….

La fête jusqu’à la fin!!!

Ruhum yine tapınacak bir şarkı buldu kendine!! Calogero - Danser Encore! Melodi çok tanıdık değil mi? Eh normaldir.. Geçenlerde mutfaktan odaya geçiş sırasında televizyonda duyduğum şarkı.. “Aaa Teoman sonunda iyi bir şeyler yapmış.. Hmm bravo..” dediğim ve akabinde feyzbuh’da orijinalini dinledikten sonra bravo’mu Teo’dan geri aldığım şarkı.. Bu fransızlar işi biliyorlar cidden. Nasıl beceriyorlarsa kalp tırmalayan ezgiler tutturup, yaşattıkları kovadan boşaltma hüzün sayesinde adamın anasını ağlatabiliyorlar! Aynı durum L`Absente’nin Bagatelle’i için de geçerli.

Danser Encore’da diyor ki;

“une dernière cigarette,
un verre de vin,
ramasser les miettes du festin.
faire avant que tout s’arrête,
la fête jusqu’à la fin.”

Yani;

“son bir sigara,
bir kadeh şarap,
ziyafetin kırıntılarını toplamak;
herşey durmadan evvel,
sonuna kadar eğlenmek istiyorum.”

Okul’u yine bitirdik.. 6. sene de bitti böylece.. Özge’yi nişanladık, Gülşen’i evlendirdik!! Bir hafta tatil ardından uzuuuuuuuuun bir yaz okulu beni bekliyor! O yüzden ne yapıyoruz? Çarşamba 12:15 İstanbul-Bostancı çuf çuf garı (hemi de hırslandırılmış trenle niho ho!!), dostlarla leziz bir öğle yemeği ve ardından tutmayın “sonuna kadar eğlenmek istiyorum!” Eee yaz okulu öncesi ruhu formatlamak gerek! Baiii!!

Saçmalamalı Biraz

Telaşlı koşturmaları var çevremde adımların… Öyle ki yankılanıyor boşluğumda… Hem bir sevinç hem de hüznü bir arada yaşıyor içim alabildiğine… Alışkın zaten böylesi durumların azizliğine… Oturup kalmalarımla düşünmelerim arasında akıp gidiyor yaşam… Aklıma geliyorlar, aklımdan kovuyorum; kovup da savuşturduklarım kuyruktalar aklıma gelmek için… Hepsi ayrı şarkılar söylüyor, kuyrukta vakit geçirmek için… Harmanlandı mı melodileri birden, tek bir şarkı oluyorlar ve dokunuyor bu şarkı ruhuma… Ne dinlemeli susturmak için? Ne yakmalı aydınlatmak için? Beyin yerçekimsiz ortamda salınmada, ne gerek beyni yere indirmek için?

Efes Pilsen One Love Festival 8

Bu kadar hengame arasında ruhu rahatlatacak bir şeyler gerekiyor değil mi? Aranan kan bulundu!! Efes Pilsen One Love Fest!! Leziz mi leziz bir konser olacak gibi… Zero7, Röyksopp, Tricky ve Starsailor geliyor!! Eh ben gitmezsem ayıp olur di mi?  

 

efes-pilsenn.jpg

 

Değnekli Blog!

1- Bir şeyin ters gitme olasılığı varsa, ters gidecektir.
2- Bir şeyin birkaç şekilde ters gitme olasılığı varsa, hep en kötü sonuç doğuracak şekilde ters gidecektir.
3- Bir şeyin ters gidebileceği olasılıkları engelleseniz bile, anında yeni bir olasılık ortaya çıkacaktır.
4- Bir şeyin olma olasılığı, istenme olasılığı ile ters orantılıdır.
5- Er ya da geç olası en kötü koşullar zincirlemesi vuku bulacaktır.
6- Ne zaman bir şeyden vazgeçseniz, vazgeçtiğiniz o şey size geri gelir.
7- Olmuyorsa zorlayın, kırılırsa zaten değişmesi gerekirdi.
8- Ne kadar beklersen bekle istendiği zaman gelecektir.
Murphy amcayı gördüğüm yerde alnından öpmek farz oldu!! Bütün korktuklarımız başımıza geliyor! Hele zamanlama gerçekten de müthiş!!! Ortada bir şey yokken bir de bakmışsınız ki olayın göbeğine düşmüşsünüz!! “ayrılık sonrasında dışlanan kişi.. piyangonun kime vuracağı” polemiği… Ayrılan iki kişi de arkadaşın olunca olay iyice sarpa sarıyor! İki taraf da bir mücadele içerisine giriyor! Onlar benim arkadaşım senin arkadaşın terazisinde dengeyi bozacak herhangi bir hareket sonucundaysa olan oluyor ve işte bu günkü durum da bu!..

İlla ki bir tercih mi yapmak gerek? Yok mudur bunun bir orta yolu? Kaç yaşına geldik? Hala konuşamıyor muyuz? İki ucu boklu bir değnek! Neresinden tutarsan tut o bok bulaşacak işte belli! Olan uyku da gitti… Hayırlı olsun!!!

Hıdırellez…

Yine bir hıdırellez koşuşturmacası yaşadık bugün! Her geçen sene farklı “akıl vermeler” ile şekil değiştiren kağıtlarımız bu defa kırmızı renkte! Hızır baba bana kırmızı bir huni getirir diye düşünmekteyim.. O kadar çok şeyi sıkıştırdım ki kağıda! Düşse düşse anca bir huni düşer payıma! Yeni bir bilgi daha eklendi bugün; öyle bir şeyler çizeceksen tam çizecekmişsin.. Misal çocuk çizdin, parmağı falan eksik olmayacakmış. Ben şimdi kendi çizdiklerimi düşünüyorum da… Hmmm…

Hayat yine bütün aksilikleri ile ben buradayım derken, ona inat dileklerimizi kırmızı kağıtlara döküp, gül ağaçlarına iliştiriyor, gün ağarırken iliştirdiğimiz yerden alıp akan sulara katıyoruz… Umudumuzu Hızır’a bağladık gidiyoruz… Yazıyoruz çiziyoruz…

İşin aslı ben sadece annemin iyileşmesini istiyorum Hızır amca… O iyi olmadıktan sonra ben çizmişim sen görmüşsün, ben istemişim sen gerçekleştirmişsin kaç yazar… Huni de kalsın istemem!

23 Nisan 2009!!!!

Bir 23 Nisan’ı daha coşku ile kutladık!! Uzun süren çalışmalar ardından, emeklerimizin karşılığını bugün alkışlar ile fazlası ile aldık! Bir de şu hava muhalefeti olmasaydı gerçekten tam olacaktı…

Bugün zamanın ne kadar çabuk akıp gittiğine bir kere daha şaşırdık kaldık.. Gösteri sonrasında kahve eşliğinde eskittiğimiz 23 Nisan’ları yad ettik; yağmurlu Ankara’da dolaştık..

Bir kadeh kırmızı şarap ve yanında iyi gider bir müzik… Odamdayım… Dışarda yağmur.. Yarın mı? Tatil tabii ki :)

Yeni Keşfim, Kibirli Ceviz!

Önümüz 23 Nisan.. Provalar bugün başladı.. Yaklaşık 3 gündür dans grubumuza müzik aranıyordum. Last Fm olmasa ne yapardım bilmiyorum. Final dansı ile uyumlu olsun diye “balkan” etiketi ile bir arama yaptım ve evet! Balkan müziği ve müzik grupları ile ilgili hatrı sayılır bir arşivim oldu!! Bu arada leziz müzikler ve gruplar ile de tanışmış oldum! Bunlardan biri Fatima Spar und Die Freedom Fries grubu idi… Albümünü edindikten sonra farkettim ki şarkılardan biri reklam müziği olarak kullanılıyor. Ben Vega grubunun sanıyordum ama öyle değilmiş.. Şarkının adı “Kibirli Ceviz”. Pek bir güzel. Böyle sanki hatun kulağınızın yanına gelmiş de mırıl mırıl söylüyor gibi! Grup tarz olarak Paris Combo’dan çok etkilenmiş gibi. Paris Combo Türk versiyonu yani! Çok sevdim çok beğendim cidden, tavsiye ederim. Hele bir de “Kızılcıklar Oldu mu?” şarkısı var o da tadından yenmiyor :)

Neyse, bugün kazasız belasız ilk provamızı aldık. Güzel olacak inşallah! 23 Nisan, ardından 19 Mayıs ve ardından da anasınıfı yılsonu gösterisi… Daha nerede olacağımı kestiremediğim yaz okulu… Ooo hoooooo! Daha çok mu var ne? Neyse bakalım daha kaç macera sığacak bu zaman dilimine! Ne diyor Fatima Spar,

“bir talcid atarım geçer atarım geçer
senin maceran benim içimde biter”

Fazıl Say! Bir İki Üç…

Uzun süredir bir şey yazmamışım… Şimdi farkettim…

Off… Yine Pazartesi-Cuma şeklinde geçiyor hayat! Hatta yarın Cuma! Nasıl geçip gittiğini bilmeden o kadar çok şey olup bitiyor ki! Maratonun kaçıncı etabını koştuğumu bile bilmiyorum.. Koşuyorum.. Arada kayıyorum, zemin ıslak.. Benle birlikte bir dolu fikir yumağı da koşuyor.. Mouse imlecini takip eden şekiller gibi ben nereye gidersem onlarda saçıla toplana benimle koşturuyorlar.. Fikirlerim de kelimelerim gibi sonları hep iki noktalı şu ara.. Nicedir öyleler.. Ama yine de şükrediyorum; en azından fikirlerime kelimelerim, kelimelerime de yetecek kadar noktalarım var.. (Polyanna second edition v0.6)

Bugün C.S.O.’ya gittik çocuklarla birlikte, Fazıl Say abimizin provasını izlemeye.. Yerime çakıldım kaldım.. Yani hani tek el ile direksiyon çevrilir ya da kaykılırsın evde koltuğunda, elinde kumanda bi o kanala bi bu kanala; kaşınırsın filan.. O derece rahat olduğun zamanlar vardır ya! İşte adam öyle bi rahatlık içinde kuyruklu piyanonun anasını ağlattı! Ayaklar desem metronom oturur ağlar o derece! Kahrolur! Böyle pıtı pıtı pıt pıt.. Klavyemsi bişeyler koysalar ayaklarının altına vallahi onlarla da çalar! Oturduğu yerde bi ileri bi geri kaykılmalar mı desen… Ohooo daha neler neler… Bizim çocuklardan biri de farketmiş olacak ki sordu “öğretmenim Fazıl Say niye böyle çalıyo?” “Transa geçiyor yavrum” diyebildim sadece.. Bir de azar işitme korkusu var tabii… Malum prova, sessizlik, huşuuu.. Bizim bidilikler kurtlu; 15 dakika geçti yerlerinde duramıyolar tabi birikti enerji! Neyse kazasız, belasız Fazıl Say’dan azarsız bitirdik konseri ve geri döndük okulumuza…

Aaahhh aaaahh… Günün sonunda kafamda hala tek bir şey var… O piyanoda bi sonatin çalabileydim… Kuyruklu, endamlı, parlak… Hem bakınız Fazıl Bey de nota mota kullanmıyor! Herşey kafasında! :)

Yatmalı artık… İyi geceler yedi cüceler…

Sonraki Sayfa »