KAFAMDAKİ HUNİ

Bir Kafası Hunilinin Tırmaladıkları

Bunaldım ve içiyorum!! Şerefinize!!

Bir şişe kırmızı şarap aldım.. Hayat sahnemden geçen ve sırtını dönüp giden tüm oyuncular için içiyorum şu anda.. Sarhoş olana kadar da içmeye devam edicem..

Öyle zamanlar olur ki arkadaşımdır deyip kıçını bile silecek hale gelirsiniz. Aa o da nesi? İhtiyaç duyduğunuzda yoktur!! Şerefe!

Yine bunalım modundayım evet!!! Şerefe!
Az önce çıktım dışarı.. Evde daraldım, üstüme geldi duvarlar.. Gelmelerinin sebebi var.. Ama kime ne anlatayım ki? Sabahtan akşama kadar yatan ve konuşmayan annemden mi bahsedeyim? Yoksa çalışmanın yanı sıra ev işlerinin de beni ne kadar mutlu ettiğinden mi? Bana acayip destek olan(!!) yakınlarımdan mı? Girdim markete bir kırmızı şarap aldım, döndüm eve.. Anırarak ağlamak istiyorum şu anda ama ı ıh.. Onu da yapamam çünkü o da sıkıntı olur.. İyisi mi ben bir kadeh daha içeyim.. Şerefe!! Son kadehte uykum gelir nasıl olsa.. O noktada unuturum herşeyi.. Neyse ki orada buradaki kadar koymuyor yalnızlığım!! Şerefe!!

Şiş gözlerle yazılan blog!

Ameliyat sonrası izlenimler :)

Efenim Cumartesi sabahı kalkıldı ve hazırlanıldııııı.. Ardından hoop hastaneye! Ameliyat önlüğü giyildi, amca oğlu geldi, son denetimleri yaptı, deriiin nefesler alındı verildi ve herşeyin tamam olması ile birlikte hemşire ile yola çıkıldı.. Güle oynaya ameliyathaneye girildi. Hobbidik ameliyat masasına yatıldı. Amca oğlu sol elden sokuverdi kocamaaan bir iğneyi ve serumu bağladı ona.. Cerrahım ise ellerini yıkamış radyoyu açtı :o ) Tansiyonum ölçüldü ayaklarım düzgünce yerleştirildi.. Burnumda önemli noktalar cerrahım tarafından yuvarlaklar ile belirginleştirildi.. Derken günlerdir internetten araştırdığım ve “el-kolda buz gibi bir yayılma” denilen anı yaşadım. Sordum amca oğluna:

- Aaa bayıltıcıyı mı verdin abeyy?
- Yok canım amma acelecisin!
- Haber ver de öyle gideyim, size kolay gelsin diyeyim
- Senin şu anda başının dönüyor olması lazım
(Tavana baktığımı hatırlıyorum…)

—————————– derin uyku sanki 2 saniye geçti üstünden!

Yüzüme dokunuyorlar.. Evet alnımı temizliyor birileri.. “Hadi azıcık yana doğru kaykıl bakalım” Aa.. sedyeye geçtim.. Odaya getirildim.. Açım! Çukulata istiyorum! Tek net hatırladığım bunlar :o )

Ertesi gün.. Sıdıka’m telefonda. Aaa sen geldin mi hastaneye? Gelmiş! Hatta 3 kere aynı soruyu sormuşum! Bebeği kime bıraktın!! :o ) O da sabırla cevap vermiş.. Annemi falan aramışım, tuvalete gitmişim.. Hatırlamıyorum.. Eve gelişim bile flu.. Ama o uyku yok muuuuuuuuu!!! Dünyanın en güzel uykusuydu bre! Keşke istediğimizde öyle uyutulabilsek ne de tatlı olurdu! Misal en buhran anımızda hop bi anestezi! Yeme de yanında yat!

Sonrası mı? Vallahi ağrım sızım olmadı ama kurbağaları kıskandırırcasına gözlerimin çevresinde muhteşem bir şişlik! Biri bütün gece pompalamış mı ne! Açamadım gözlerimi! O derece! Tabi bir de burnumun içindeki tamponlar var.. Onları es geçmek olmaz! Ağızım açık malak gibi nefes almaya çalışarak geçen 2 gece.. Bugün iç tamponlar alındı ama yine nefes alamıyorum! Yani malak modunda 3.gecem olacak! Hayırlısı.. Alışkın olmadığımdan kendi horultuma uyanıyorum! Pis birşeymiş horultu!

Netice? Vallahi şu anda kurbağa domuz arası bir şeye benziyorum :o ) Düzelir sanırsam! Cumartesi günü alçı alınacak! Pis alçı! Kimi zaman altı öyle bir kaşınıyor ki böyle tatlıı tatlıııııı uuuwww!! Alçak alçı! Bi çıksın da neye benzediğimi göreyim.. Sevgili cerrahıma göre muhteşem bir burnum olmuş :o ) eh bekleyip göreceğiz.. Yeni yıla yeni bir burun!

Ho hooooyyttt! Ben şimdi ağızı açık bir malak gibi yatmaya gidiyorum.. ;)

Durduramıyorum gözyaşlarımı… Kaş yapayım derken göz çıkartmak bu mu? Canım Sarma’m.. Bi tanecik kedim.. Ne olur iyi ol.. Bir de sen ölürsen ben buna dayanamam.. Kaldıramam böylesi bir ızdırabı… Benim ilk göz ağrımsın sen.. Ölme ne olur… Güçlü ol, dayan bi tanem… Kıyamam ben sana… Allahım sen onu bize bağışla ne olur… Bana bir de bu acıyı yaşatma……………

Sergi dö la Ayfonografi jölö für!

Çok güzel bir sergi geçti bu hafta başımdan.. Hem de başımın da içinde olduğu bir sergiydi bu! Bugüne kadar cep telefonumla çektiğim fotoğraflarla bir sergide yer alacağımı bana biri söyleseydi, gülerdim sanırım.. Ama ben herşeye güldüğümden bu da pek yadırganmazdı. Çok güzel insanlar tanıdım bu sayede. Basılan kataloğa bu adresi de yazmışlar sağolsunlar :O) Kafası hunili bildiğin deşifre oldu! Katalogda sitemin adını gördüğüm anda aklıma ilk gelen şey son iki yazımdı :O) Herkes ölmek ister ama dillendirmez diyerek dansöz gibi kıvırtıyorum bakınız..

Neyse gelelim sergiyeeeeee… Umduğumuzdan daha kalabalık bir sergi oldu! Hatta bir ara ortam o kadar oksijensiz kaldı ki, ilk sergide konuklar ve sanatçılar olarak telef olacağımızdan korktum.. Yetimhanede hısım akrabağlarını bekleyenler gibi başladık beklemeyeeeee… Akın akın geldi herkes.. Fakat benim için sadece iki kişi geldi ki ikisi de çok değerlilerdi benim için ve daha da değerlendiler kalbimde! Sağolsunlar varolsunlar. Aaa bir de iki tanımadığım kişi benim çektiğim bir fotoğraf üstünde tartışıp iddiaya girmişler :O) bi de onlar mutlu etti beni! En azından üstüne iddia konusu olmuş bir fotoğrafım oldu hehe!

Bir sonraki sergi için daha güzel kareler yakalamak niyetindeyim şimdi. Sabırsızlanıyorum!! Hadi hayırlısı! Ölmez da sağ kalırsam tabiii ;O)

Anestezi Etkisi..

Dünden beri narkoz ve anestezi ile ilgili ne kadar yazı varsa yaladım yuttum.. En beğendiğim kısım ise insanların yazdığı “ölmek böyle bir şey herhalde” fikir birliği idi.. Sömestir’de öleceğim o zaman.. 3 saat bile sürecek olsa ölecek olma fikri güzel! Lütfen rica ediyorum yazılarımı bunalıma girmiş depresif kişi gözüyle okumayın.. Bir önceki yazımdan sonra bir arkadaşım beni arayıp “iyi misin?” diye sordu. Endişelenmiş. Dedim endişe edecek bir şey yok. Aynı hamamda aynı tasla yola devam, sadece beklentilerim şekil değiştirdi hepsi bu!

Hayatım devam ederken hoş anıları da içine katıyor bu arada.. Bugün 6 yaş grubundaki öğrencilerime sordum beni seviyor musunuz? diye. Seviyoruuuuuuuuuuuuuuuuuuzzz dediler hepbir ağızdan. Dedim neden seviyorsunuz beni.. “çok komiksin, bizi çok eğlendiriyorsun, hazine avına götürdün bizi!” derken sıra Cihan’a geldi.. Durdu biraz ve “çünkü ben sana aşığım!” dedi ve kafasını sıraya gömdü! Sınıftaki diğer zıpırlar ise “oooooooooooooo aaaaaaaaaaaaaaaaaa öööööğğğ” nidaları atmaya başlamışlardı ki ben araya girip “aa kötü bir şey değil ki bu! ben hepinize aşığım!” Ardından sınıf öğretmenine de söylemiş ben öğretmenime aşık oldum diye :o ) Sanırım şu saçma sapan hayatta beni tereddütsüz güldürüp, mutlu eden tek şey öğrencilerim..

Neyse ne diyordum? Anestezi! Ameliyat tarihini iple çekiyorum!! Bi ölüp gelicem!

Bitse de Gitsem..

Ölmek istiyorum.. Evet yanlış duymadınız, bildiğiniz ölmek istiyorum.. Artık ne habere ne gazeteye bakmak istemiyorum.. Baktığımda daha da perçinleniyor bu istek içimde.. Ben ölmek istediğimii ne zaman dillendirsem, etrafımdakiler “Allah korusun” “ağızını hayra aç” ile başlayan cümleler kuruyorlar.. Nesi var ölmek istemenin?

Ben hayat tekamülümü tamamladığımı düşünüyorum artık.. Yaşamam gerekenlerin hepsini yaşadığımı, ızdırapsa ızdırap, mutluluksa mutluluk hepsini yaşadığımı düşünüyorum.. Gitmek istiyorum.. Bakınız ama kendi kendime son vermek niyetinde değilim hayatıma.. Doğal seleksiyon içerisinde olsun istiyorum.. Allah’tan da çok rica ediyorum alsın beni yanına yöresine diye.. Çok sıkıldım artık..

Anlamsız geliyor yaşadığım günler.. Her yeni gün farklı bir şeyler yapıyorum ama ne yapıyorum? Kimin için yapıyorum? Daha ne kadar devam edecek? Giderek daha da nefret ettiğim insanlık’tan mı kaynaklı bu? Hayvanlara işkence eden! Daha küçücük bir kıza kendi rızası(!!) ile tecavüz eden! Ceplerinii doldurmak uğruna Ata’dan yadigar ne varsa hepsini ona buna satan! Vicdanını kaybetmişlerin ülkesinde yaşamaktan tiksinir oldum! Neresi böyle değil ki değil mi? Ben bilmiyorum neresi.. Orası burası şurası!

Yaşlıları kıskanır oldum şu sıra! Benden daha yakınlar diye ölüme.. Kalabalıklara dalarcasına giriyorum, belki bir şey patlar diye.. Askere de gidesim var.. Bedelsiz..

Ben üzülmüyorum ölene.. Babamın gidişini gördüğümden beri üzülmüyorum.. Ben gittiğimde siz de sakın üzülmeyin.. “En çok istediği hayattan emeklilikti..” , “Terhis oldu hayattan..” diye kurun cümlelerinizi.. Başka bir şey istemiyorum!

Doğru söze ne denir…

Ne güzel açıklamış Aziz Nesin…

Bir kadını ağlatmak çok zor değildir aslında. Kadınlar her şeye ağlayabilir; bir filme, bir şarkıya, bir yazıya… En az erkekler kadar yani! Ama bir kadını yürekten ağlatmak zordur. Eğer bir kadın yürekten ağlıyorsa, ağlatan onun yüreğine ulaşmış demektir.Ama o yüreğin değerini bilememiş olacak ki ağlatan, gözünü bile kırpmadan teker teker batırır iğnelerini yüreğe!

İşte o zaman koca bir yumruk gelir oturur boğazına kadının. Yutkunamaz, nefes alamaz; çünkü o koca yumruk canını çok acıtır. Gözleri buğulanır kadının sonra.

Ağlamayacağım, der içinden. Ama engel olamaz işte.

Çünkü yüreğine ulaşmıştır birileri ve iğneler saplamaktadır.. Bu acıya ne kadar karşı koyabilir ki bir kadın. İnce ince süzülür yaşlar gözünden; önce birkaç damla, sonra bir yağmur seli… Ve kadın ağlar; hem de çok!

Sanmayın ki gidene ağlar kadın! Gidenin giderken koparttığı yerdir onu ağlatan, orada bıraktığı yaradır. O yaranın hiç kapanmayacağını, kapansa bile izinin kalacağını bilir kadın; o yüzden ağlar. Ama bilir misiniz, ağlamak kadınları olgunlaştırır. Her damla, daha çok kadın yapar kadınları. Her damla bir derstir çünkü.

Bazen kadınlar ağladığında çoğu insan, ağlama niye ağlıyorsun ki, değmez onun için derler. Bilmediklerindendir böyle demeleri. Çünkü yürekleri acıyan kadınlar ağlamazlarsa, ölürler.

İçlerindeki zehirdir onları öldüren! Ağlayarak o zehirden kurtulur kadınlar, o irini temizlerler yaralarındaki! Çünkü bilirler, o irin temizlenmezse iltihaba dönüşür yaraları.

Dönüşmemesi lazımdır oysa. O yüzden de bolca ağlarlar.

Zaman geçer sonra. Kadınlar kendilerine sarılmayı öğrenirler. Umarım öğrenirler, yoksa ruhlar sapkın yollara çarpar kendini. Sapan ruhların doğru yolu bulması da yeni acılar demektir. Bunu bilir kadınlar, o yüzden eninde sonunda öğrenirler kendilerine sarılmayı…

Çok ağlayan kadınlar, bir çok şeyden vazgeçen kadınlardır aslında. Her damla olgunlaştırır kadınları evet ama olgunlaştıkça o safça inandıkları aşk gerçeği onların gözünde küçülür. Küçüldükçe değerini yitirir ve işte o zaman kendilerine sarılıp, yeni bir kadın yaratırlar kendilerinden.
Güçlü, yenilmez, mağrur ve aşka inanmayan…

İnsanlar soruyorlar çoğu zaman neden bu kadar çok bekar kadın var diye; hepsi kariyer derdinde olan. Çünkü inançlarını yitirdi o kadınlar.
Zamanında yüreklerine o kadar çok iğne saplandı ki, o kadar çok ağladılar ki! Artık kendilerinden başka bir doğru olmadığına inanıyorlar, o yüzden kendilerine sarılıyorlar.

Çünkü biliyorlar ki sarıldıkları adamlar onları hak etmedi; hem de hiçbir zaman! Hep bir çıkarları oldu sarıldıkları adamların. E.. o zaman niye sarılsınlar ki!

Niye sarılalım ki!

Etrafınızda yürekten ağlayan bir kadın varsa bilin ki olgunlaşıyordur.

Bilin ki, gerçekleri kabul etmeye başlamıştır.

Bilin ki, artık aşkın olmadığına inanmıştır.

Bilin ki, sarılacak tek bir doğrusu kalmıştır.
O da kim, ne diye sormayın artık. Çok ağlayan kadınlar, eninde sonunda kendilerine sarılırlar çünkü!

Bugünün İkindisi….

İkindi ezanı okundu… Pursaklar’dan şehit düşen Mehmetciğin cenaze namazı kılındı… Camii avlusundan tiz bir çığlık yükseliyordu… Gidene feryat ediyordu… Helal ettik hakkımızı… Helal olsun! Helal olsun! Helal olsun! Askerlerin omuzlarında taşındı al bayraklı tabut… Tutamadım kendimi, çok ağladım… Çok ağladım!… Başıma bir ağrı girdi… Hala zonkluyor kafam…

Aklıma iki şerefsiz vatan evladı geldi sonra… İkisi de askerlik yapmamak için kaçtılar vatanlarından!! KORKAK ŞEREFSİZLER!!!

Vicdani Hesaplaşma..

Gotan Project..

Tanıdık satırlarımın tınıları.. Yok mu Allahaşkına bir çaresi bu yaraları kapatmanın? Zaman mıdır illa ki bunu geçiren? Ya yoksa benim zamanım? O zaman ne olacak peki? Yalnız da değilim bunu biliyorum.. Sürekli etrafımdan duyuyorum, insanların yaşadıkları kırgınlıkları.. Eğilip bükülen kalpleri ile cümleler kurmadalar.. Ben de kuruyorum ama onlar duymuyor.. Çünkü benim cümlelerimin sesi yok.. Sessizleştiler artık.. Onlar da mı yorgun bilmiyorum.. Seslenmek ya da seslenip de bir renge bürünmek istemiyorlar.. Küsüyorlar arada.. Dargınlar.. Kalp gibi.
Gün içinde kafamı dağıtan o kadar çok şey var ki! Ama akşam olup, işler bittiğinde kendimi yine aynı sorulara cevaplar ararken buluyorum. Nedenlerime nedenler ararken.. Sıkıntılarımı nedenlerime katarken..

Neden yaptın ki bunu bana???!!!! Ben sana nasıl bir kötülük yaptım ki beni buna reva gördün??!! Nasıl bir vicdanın var senin ki bu kadar rahatsın??!!

Nasıl bir yüreğin var senin? Ya da bir yüreğin var mı?

Yürümeliiiiii yürümeliiiiiii..

Malum sonbahar akşamları yürüyüşlerine başladık.. Yetmiyor ki! Uzun süredir kafamda zıplayan “sabah yürü hunili” düşüncesini, “de get kim kalkacak o sıcak yataktan” düşüncesi tekmelemekteydi. Fakat farkettim ki onun yeri bi ayrı! Vakti zamanında Seğmenler parkına kadar uzanan sabah yürüyüşlerimi düşündüm de.. Ne kadar güzeldi.. Kuşlar yeni yeni bıcırdamaya başlamış, Tunalı daha güne uyanmamış, hava tertemiz çek ciğerlerine!!.. Sanırım tekrar başlayacağım kargaların boşaltım yaptığı saatlerde yürümeye.. Yürürüm o zaman! Kim tutar!

Haa bu arada sevgili yeşil başlı gövel ördek renkli kazağımı örmeye de başladım akşamüstü saatlerinde! Hatta anneme tur bindirdim bile diyebilirim.. (o da başladı bi kazak, dayanamadı)

Cuma’ya ne kaldı diyor, sizleri saygı ile selamlıyorum!

Sonraki Sayfa »